KIZIL SEVDA…

Sen olmasaydın yoluna baş koyduğum ey Kızıl sevdam.!

Güller solar,diller terennüm edemez yürektekileri.!

Manasızlaşır alem fulu olurdu tüm renkler.!

Ne Cenneti anımsatır yeşil.!Ne kırmızı cehennem alevini.!

Ne kırmızı aşkı sevdayı.!Ne yeşil hatırlatır baharı.!

Ne mavi sonsuzluğu ifade eder.!Ne siyah matemi.!

Sensizlikmi? sorma gitsin,çok ağır vaka.

Sonra nefes almaların beş kuruş etmez yüktür can sağlığı.!

Kıymetsizleşir zaman akrep yelkovan gelir cellat gibi üzerine.!

Ya kaleme hasret kağıt,ya kağıda hasret kalem olursun.!

Yazmak için cihanlara sığdıramadın sevdanı iki satıra.!

Yazmak istersin istersinki bu asil sevda, bu kahpe cağa kalsın hatıra.

Ve yoluna baş koyduğum ey büyük sevdam..!

En büyük devletim sen bin cihana değişmem.

Sensiz gülüp oynamayı senli gama değişmem.!

SEN BENİMLE KAL…

Giden varsın gitsin; Ey kutsal acı,
Yapış dört yanımdan, sen benimle kal…!
Gülüşlerim sahte, sensin sahici,
Sakın düşme canımdan, sen benimle kal…!

Gitme hiç bir zaman can yaksan da, can,
Elbet bir gün terse döner bu namert zaman,
Mertlik destanını yazan, şanlı kahraman,
Otur baş köşeye, sen benimle kal…!

Çare bulunur mu bu kadar derde.?
Kaybolan umudum kim bilir nerde.?
Herkesin bırakıp gittiği yerde,
Virane köşküm de sen benimle kal…!

Sevdanın karanlık yokuşlarında,
Günahının davetkar bakışlarında,
Halen bir çocuğum on beş yaşında,
Beni benle bırakma, sen benimle kal…!

Biz bize dertleşelim kimse olmasın,
Gizlide saklıda bir şey kalmasın,
Yaradanla yaren olduk bakarsın,
Allâh’ını seversen, sen benimle kal..!

YİĞİT DADAŞLAR…

Yiğitler harman oldu Palandöken başında,
Harman olan yiğitler on üç,on dört yaşında,
Başlar dik vakarlı vatanın telaşında,
Çatık kaşlı yiğitler ,şahin bakışlı erler,
Bize dünden bugüne yiğit Dadaş’ar derler..!!!

Bıyıklar terlemeden düştük Vatan aşkına,
Pervasız düşmanları çevirdik biz şaşkına,
O yaşta kurban olduk toprağına taşına,
Çatık kaşlı yiğitler,şahin bakışlı erler,
Bize kalu-beladan Yiğit Dadaşlar derler.!!

Kadınımız kızımız gelinimiz gencimiz,
Unutmadık maziyi tap tazedir hıncımız,
Biz varırsak cepheye amansızdır cengimiz,
Çatık kaşlı yiğitler,şahin bakışlı erler,
Bize iki cihanda yiğit Dadaşlar derler…!

Doğu cephesinde dökülen kan şahittir,
Doğunun müdafaası bizzat bize aittir,
Bu şiirim zapturapt yeniden taahhüttür,
Çatık kaşlı yiğitler,şahin bakışlı erler,
Bize yedi düvelde yiğit dadaşlar derler…!

12 MART 2013 Hüseyin KARACA Erzurum

NE VERDİN BANA…?

  • Uzaktan seyrettim, yıllar var ki, uzaktan,
  • Hasretinden başaka ne verdin bana.?
  • İçimi kemirip, gamı çoğaltan,
  • Gurbetinden başka ne verdin bana..?
  • Vuslatını bekledim divane gibi,
  • Terk edildim bir köşeye virane gibi,
  • Paramparça olmuş bir sine gibi,
  • Boynu bükük halden başaka ne verdin bana..?
  • Hep asilce geldim gönül yurduna,
  • Güller yetiştirdim senin uğruna,
  • Talihim namertlik etti sonunda,
  • Bir dikenli yoldan başka ne verdin bana..?
  • Kutsal saydım sana dair her şeyi,
  • Hüzne feda ettim bin bir neşeyi,
  • Aleme yetiştirdin mor menekşeyi,
  • Dalı kırık gülden başaka ne verdin bana..?

ADAMIMIM…

İster tipi olsun, isterse boran,
İnandığım sevdayla yanan adamım.!
İster ahvalimi sormasın olan,
Ben, kendi yaramı kendim saran adamım..!

Kimler geldi kimler geçti bu handan,
Kuruldular baş köşeye sormadan,
Ekmediler, hep biçtiler fazladan,
Gönül köşkü bitek, devran adamım…!

Talihimiz talihsiz di, talihsiz,
Her yanı keşmekeş, her an çaresiz,
Koştuğu duygusuz, gittiği hissiz,
Hayalleri harami görmüş, hüsran adamın…!

Yüreğinden tutmalı, yar dediğin yar,
Yıkılan her ümid’e olmalı mimar,
Dünya var oldukça olsun payidar,
İkrarını bozmayan kula hayran adamım…!

ARIZA HALLERİM…

İçerimdeki kör hayaller alıp götürüyor beni kor’dan meçhule.

Oysa ki ben, bir dağ başında rüzgar eşliğinde avazım çıktığınca mutluluk türküleri söylemek istiyorum.

Çoban ateşi yakıp, isli demlikte yalnızlık demlemek istiyorum…!

Hayallerime dahi yenik düştüğüm bu keşmemekşlikten uzak, içerisinde sevgi, şefkat, hoşgörü olan hayaller kurmak istiyorum.!

Duvarda asılı gaz lambasının ışığından yansıyan silüet’imle hiç kimsenin bilmediği dertlerimi,sırlarımı saatlerce konuşmak istiyorum.!

Birazda yağmur çiselesin istiyorum, yalnızlık kulübemin çatısına vursun, ama hayallerimden uyandırmadan…!

Küçük odun sobamdan çıkan ışık hüzmelerinden en sevdiğimin gölgesi düşsün yalnızlığıma..!

Sonra akan pınar şırıltısı ile en mütiş terapiyi yapsın kulaklarıma…!

Sabah yakın, yakın köyden horoz sesleri gelmeye başlıyor… Horoz öte dursun, lütfen siz beni uyandırmayın…!

BEYAZ GÜLÜM…

Ah be beyaz gülüm ah…!

Bi açsan ne olur.?
Senin açışını bekliyorum yarım asırdır. Etrafına masumiyet saçışını,saflığını,berraklığını…!

Ah be beyaz gülüm ah…!

Sen, dünyama dahil olduktan sonra anladım anlamsızlıklarımı.
Sen, dünyama dahil olduktan sonra fark ettim yarım kalmışlıklarımı.
Sen, dünyama dahil olduktan sonra terk ettim yarım asırlık saçma sapan alışkanlıklarımı.

Ah be beyaz gülüm ah…!

Henüz açmadan oldu bütün bunlar.
Ya bi de açsan, neler olur neler.?
Eminim bülbüller susar,şakımaya başlar güvercinler.

Düşünse yokluğunla varlığın arasında sıkışıp kalmış tutsak ruhuma bile hürriyet vaadediyorsun.
Bekletiyorsun,inletiyorsun,özletiyorsun…!

Neyse, ben bir ömür bekleyeceğim gonca gonca açışını, dünyamı aydınlatışını, etrafına güzellikler saçışını…!
Ve buram buram vuslat kokuşunu.

BIRAK MODERN ÇAĞIN KLİMALARIN,HASTA EDER ADAMI…

Bırak modern çağın klimalarını, hasta eder adamı. Sen Leyla’dan kalma kırık dökük sobayı yak; Ben Mecnun’dan kalan en temiz yakacakları taşırım sana.!

Tıpkı, Mevlevi dergahına Yunus’un taşıdığı düp düz odunlar gibi.!

Umutlarını yerin kilometrece altında arayan ve ararken alın terinin karıştığı en helalinden kara elmaslar gibi.!

Unutma.!!!! Her şeyin yenisinin makbul olduğu bu modern çağda, bazı şeylerin eskisi daha makbuldür.

Leyla’dan kalan kırık dökük soba gibi.! Mecnun’dan kalan o sobada yakmaya niyet ettiği kor yürek gibi.!