YANGIN…

Bu gün bu saatler, bu dakikalar,
Gönlümün sultanı yollara düştü…
Papatyalar, begonyalar, goncalar,
Bilinmez hallerden hallere düştü..

Yollar ıstıraplı, yollar çok çetin,
Kahrı çeklirmi şimdi asr-ı gurbetin?
Sabrın, selemetin, gücün takatin,
Her zerresi uzak uzak illere düştü…

İçten içe yangın sardı her yanı,
Mekanı mevkii hemde zamanı,
Gizli gizli yanar çıkmaz dumanı,
Zerresi miskali dillere düştü…

Hüseyin Karaca olmak…

Bazen sebebe, bazen nedene, bazen de bir resme bakar yazarım.

Bazen söverim, bazen döverim, bazense överim…

Ne sövdüklerimden nadim oldum, ne dövdüklerimden, ne de övdüklerimden vazgeçtim…

Bazen Neyzen Tevfik’liğim tutar, “Devri devrandan” başlarım, bazen Ozan Arif olur kötü haşlarım, bazen Akif olur köpek taşlarım…

Arada birde Cemal Safi, Ali Tekintüre olduğum da olur!

Ama en sevdiğim Hüseyin Karaca olmak!

Her yazdığım şiirin, her yazdığım yazının bir hikâyesi, bir geçmişi, bir geleceği muhakkak vardır.

Yani; ne kağıt israf olur, ne nede mürekkep…

Ne insanlık zayi olur bende, ne de alçaklık…

GÖZLERİN

Bi “GÖZ” şiiride benden olsun…

Nasıl anlatılır, nasıl söylenir?
Ruhumu Turan’a bağlayan nehir gözlerin!
Fatih’in rüyası İstanbul denir,
Dünyanın başkenti şehir gözlerin!

O gözler ki beni bende ben eder,
Gündüzleri şems olur, geceler kamer,
Ne elem bırakır, ne de gam keder,
Yürekten tutmakta mahir gözlerin.

Gözlerinde on asırlık özlem var,
Bakışında bin bir çeşit gizem var,
Göz pınarında ab-ı hayat,zemzem var,
Batıni değil batıni, zahir gözlerin.

08-06-2022 Hüseyin Karaca

YAPMAYIN…

Madem can vermeyi bilmiyorsunuz,

Şeytan olup dost taklidi yapmayın.

Kurdu hor görüp köpeklerle dolaşıyorsunuz,

Çakal gibi post taklidi yapmayın.

Her kemiğin peşinden ağıtlar yakıp,

Yola çıktığını yolda bırakıp,

Manayı unutup maddeye tapıp,

Zifiri karanlıkta kurt taklidi yapmayın.

Adım adım hedefe yürüyor gibi,

Hedefi on ikiden vuruyor gibi,

Verdiği her sözde duruyor gibi,

Namert olup mert taklidi yapmayın.

Kalabalıkta cengaver yalnızken kedi,

Yiğitlik konuysa vermez kredi,

Zannedersin kılıç arslandır kendi,

Yumuşak olupta sert taklidi yapmayın.

Sevginizde riya varsa sevmeyin,

Yakmıyorsa yakmıyorsa sevdim demeyin,

Katili olmayın papatyanın çiçeğin,

Fahişe gibi aşk taklidi yapmayın.

BİR MELEĞİN ARDINDAN

Her sabah her akşam büyük özlemle,
Halim hatırımı soranım gitti.
Küçük olsa dahi büyük önemle,
Sinemdeki yaramı saranım gitti.
 
Sesi dahi bin derdime devamdı,
Yüreğimde hiç bitmeyen sevdamdı,
Gök kübbede hoş bir sedası kaldı,
Ardımda dağ gibi duranım gitti.
 
Gizlesem de bilirdi her bir derdimi,
Ben bile bilmezdim öyle kendimi,
Öyle içten yakarırdı öyle samimi,
Duâ ile dertlerimi on ikiden vuranım gitti.
 
Bir çocuk misali naz ederdim naz,
Ne bir serzeniş duydum nede itiraz,
On gün oldu on gün büyüdüm biraz,
Dört bir yanı mağrur devranım gitti.
 
Sabrı derya deniz umman dı umman,
Hoş görüsü zannedersin asuman,
Yollarıma sis çökünce olurdu hep tercüman,
Hamim, canım, anam sultanım gitti.
 
1 Eylül 2020 Hüseyin KARACA

AĞLADIK

Tek yürek olduk yetmiş altı milyon,
İsimleri Mehmet Soy adları Türk’e ağladık.
Kılıç artıklarını artık bizden saymıyom,
Sarıldık biz bize öfke öfke ağladık.

Dağı taşı yerle yeksan olsun idlib’in,
Ocağına şivan düşsün alçak sebebin,
Millet kavrulurken sinsi sinsi gülenin,
Dudağına mimiğine söve söve ağladık.

Takvimler şubatın yirmi yedisi.
İki bin yirminin başı daha Türkçesi,
Öyle derin acı ki yoktur böylesi,
Dizimize yüzümüze vura vura ağladık.

Kin ile dop doldu il, ilçe, bucak,
Neşe gram gram, gam kucak kucak,
Yine yeniden yüzünü catmış mübârek sancak,
Ay yıldızına baka baka ağladık.

Vehasıl anlatamıyorum tam meramımı,
Kan içersem belki alır gamımı,
Otuz altı aslanın son namazını,
Yüreklerde kıla kıla ağladık.

KAPTIRDIM

Umutlarım yeşermeden kurudu,

Deli deli coşan sele kaptırdım.

Bir yanımda gonca lanmıştı gülüm,

Yalana riyaya fel’e kaptırdım.


Şefkat ile besledim bende ki seni,

Kin ile mi büyüttün sendeki beni,

Tarlası yüreğim güzlük ekini,

Sinsi sinsi esen yele kaptırdım.


Dedim ki gizleyeyim afaganımı,

Gizledikçe sıktı yaktı canımı,

Yüreğimde bitmeyen heyecanımı,

Bedbaht çift çatallı dile kaptırdım…

Arıza 3

Sen gidince buralardan bon boş kalıyor  şehir ve insan..

Tıpkıı Kıbrıstaki ölü şehir Maraş gibi…

Dağ başında terk edilmiş müstakbel sahiplerinden onarılmayı bekleyen viran olmuş bir köy gibi…

Örümcek ağıyla örülü kapılar gibi…

perdesiz pencereler gibi…

Dumansız bacalar….gibi..

sokaklarında oyun oynayan çocukların olmadığı mahlleller gibi….

Sadece sensizliğin korkunç  sesini bastırmya çalışan  neredesin? neredesin? Diye haykıran bir insan ve  lisan,

Sen hiç gitme buralardan vallahi virane oluyor şehir ve  insan…

Sen gidince güneşte hükmünü yitiriyor,sarı kızıla, kırmızı beyaza dönüyor gibi,

Üşüyor donuyor ve viraneye dönüyor şehir ve insan…

Ne bileyim yada bana öyle geliyor belkide…Belkide doludur anlamsızlıklarla..

Anlam yüklenmemiş kavgalarla sevdalarla…

Karga sesini bülbül sanalarla…

Ağlanması gereken güldüğümüz fıkralarla

Kirli camlardan  bakıp kirli görenlerle…

Belki de yokluğunu hisettirmiyorsun kimseye,

Yada hisetmiyor benim gibi hiç kimse..

Sokaklar sesiz ve sensiz diye hiç kimse şiir yazamıyor sana…

Sendeki güzel hasletleri göremeyen körler diyarıdır belkide…

Ben yine burada seni bekliyorum gelişinle şenlensin viran diyar,

Sen gelince buraya bir ben ve bir de bon boş kalmış şehir olur bahtiyar…

Ama sen bir daha gitme vallahi bon boş kalıyor şehir ve insan…

YANARIM

Bana ne kardeşim maçtan skordan,
Ben..!! Halep’teki kardeşime yanarım.!
Ne penaltı bilirim,ne de ofsayt,
Ben..! Kerkük’de ki soydaşıma yanarım..!

Din-i İslam olmuş küffarın kini,
Bir tek mümin yaşayamazken dini,
Biz bu haldeyken kime bildiririz haddini.?
Ben..! Bizdeki halsizliğe yanarım..!

Kanla yoğrulurken körpe bedenler,
Vatanından yurdundan hicret edenler,
Buna rağmen pervasızca gülenler,
Ben..! Sizde ki gamsızlığa yanarım..!

Yanarım da,yanar içim can gibi,
Biraz Gazze biraz Türkistan gibi,
Biraz Fatih biraz Alparslan gibi,
Ben..! Bendeki bu feryada yanarım..!

ŞU ANDA…

Bırakıp bayramı, kurbanı şimdi,
Arakan’da olup ölmek vardı şu anda.!
Kardeş kanı oluk oluk akarken,
İsmail’ce kurban olmak vardı şu anda.!

Vallahi Billahi gamsızız gamsız,
Ateşsiz alevsiz hemde dumansız,
Ümmed-i Muhammed kalmış amansız,
Ebrehelere musallat bir kuş olmak vardı şu anda.!