Kıymetli Gönül Dostlarım ;
Sizlere bir çok kadim medeniyete ev sahipliği yapmış Selcuk’lu şehri Dadaşlar diyarı Erzurum’dan bahsedeceğim.
Erzurum, sosyo-ekonomik
ve kültürel manada Doğu Anadolu’nun göz bebeği konumundayken son 15-20 yıllık
süreçte başta ekonomik olmak üzere maalesef ki ciddi manada kan kaybetmektedir.
Ekonomizmimizin bu şekilde hızlı irtifa kaybetmesinin başlıca sebeplerinden
birisi işsizlik olup işsizliğin en önemli nedenlerinden birisi ise istihdama
dayalı yatırımların birer birer şehrimizi terk etmesi olarak gösterilebilir.Bu
istihdam daralmasının sebebi ise destekle yol alması gereken olası bir
teşebbüse gerek siyasilerimizin, gerek bürokrasimizin kayıtsız kalışından başka
bir şey değildir. Bununla birlikte zaman zaman dile getirmiş olduğum bir konu
da bu memleketten alınan verginin, ısınma giderlerinin, SSK primlerinin
hakkaniyet sınırlarını zorlaması. Şöyle ki; Yılın çok büyük bir bölümünü kış
mevsimi olarak geçiren bu şehrin insanları olarak, burada kışın nasıl çetin
geçtiğini bizler biliriz. Esnafın iş hacmi ve getirisinin yarı yarıya düştüğü,
memurun ve işçinin kışı atlatabilmesi için en az batıyla mukayese edersek
yakıt, giyim, kuşam’ın 2-3 katı bir bütçeyle baharı gördüğü bir coğrafyadan
bahsediyorum. Ve bu konuyu ve benzeri konuları yüksek sesle haykıracak
kimsemizin olmadığı tarihsel ve talihsiz bir gerçeğimizdir. Bu manada; Sahipsiz
şehir Erzurum dersek yalan olmaz.!
Büyük Mütefekkir
Alvar İmamı Muhammed Lütfi Hazretlerinin buyurduğu gibi ‘’Mevla’ya emanet olsun
Erzurum’’ Mübarek bu günleri görerek mi söyledi bu sözleri bilinmez, ama büyük
bir ihtimal öngörmüş olsa gerek ki; En Emin’e emanet etmiş.
Gelelim kültürel
gerçeğimize. Kültürel konuda da maalesef ekonomide olduğu gibi sınıfta
kalıyoruz. Son yıllarda ciddi mana kültür emperyalizmine maruz kalan şehrimiz,
taban tabana zıt olduğumuz yabancı kültürlere kapı aralar duruma gelmiştir.
Oysa ki biz; Köylü kızıyla oynar, Dün gece yar hanesinde ile efkarlanır, Teyo
pehlivanı ile gülerdik. Şimdilerde ise; Arabada beş, evde on beş ile oynar,
yabancı slov müzikle efkarlanır, tv ekranlarından dilimizi katledenlere güler
olduk… Ne oldu da biz böyle bir savrulma yaşıyoruz.? Bu soruya kendi
tecrübelerimden yola çıkarak cevap vermek isterim. Kıymetli gönül dostlarım;
Çevremizde ki eş, dost, akraba cenazelerinden dolayı hemen hemen haftanın
birkaç gününü kabristanlarda geçiren bir kardeşiniz olarak her defin esnasında
gözümde mevtayla ilgili hatıralar canlanır. Ve naaş defnedilirken onunla
birlikte o toprağa neler gömdüğümüzü hesaplarım. Bir mahallenin bir büyüğü
gömüldüğünde onunla birlikte o toprağa örfümüzü, adedimizi ,gelenek ve
göreneklerimiz gömdüğümüzü gözümde canlandırır derin derinden bir ah çekerim.
Çünkü geriye baktığımda o belde de o geleneği, göreneği, örfü, adedi ve o
kültürü yaşatacak kimse kalmamıştır. “Eyvah…!” derim.. Eyvah biz bu toprağa 90
yaşında bir ihtiyarı değil, neler gömdük neler bir bilseniz. Şimdi buradan yola
çıkarak güzel şehrimiz Erzurum’umuz da kaybetmeden önce kıymetini bilmemiz
gereken bireyler var. Ve gene kayıtsızlık ve yabancılaşmadan dolayı
faaliyetlerine son veren/son verme aşamasına gelen ,cemiyetler ve sivil toplum
kuruluşları var. Buradan tüm hemşerilerimize sesleniyorum lütfen ama lütfen bu
gibi kuruluşlara ve kültür elçiliği yapmaya kendini adamış bireylere sahip
çıkıp özümüze doğru topluca bir rejenerasyon sürecine girelim..İnanın bazı
şeylerin telafisi imkansız ve tekrarı yoktur.
Bir başka değinmek
istediğim konu ise her geçen gün sosyal yönümüzün zayıflaması. Teknolojinin
hızla geliştiği dünya ve ülkemizde bizde nasibimize düşeni fazlasıyla aldık
gibi. Elbetteki globalleşen dünyamızda teknoloji olmazsa olmazlarımızdan .
Ancak ülkemizde olduğu gibi şehrimizde de sosyal ve içtimai hayatımıza ciddi
mana olumsuz etkileri olmuştur. Sosyal hayatımız tamamen sosyal medyadan ibaret
hale gelmiştir. Artık doğumlarımız da düğünlerimiz de taziyelerimiz de sosyal
medya üzerinden. Akraba ve komşu ziyaretleri sosyal medya üzerinden.
Tesellilerimiz, temennilerimiz, teşekkürlerimiz.. Yüz yüze görüşüp hem hal
olacağımız ne varsa sosyal medya üzerinden. Savruluyoruz dostlar… Bir bilinmeze
doğru savruluyoruz…Birebir iletişimden sanal sosyaliteye doğru. Komşuluk ilişkilerinin
her geçen gün, her geçen gününü arattığı bir dönemden geçiyoruz. 10 dairelik
bir apartmanda tanıyabileceğimiz komşu sayısı 3 geçmeyen komşuluklar yaşıyoruz.
Birbirinin hastalığından, sağlığından, hüznünden, neşesinden bir haber komşular
olduk. Ben, çocukluğumdan hatırlarım bir mahallede cenaze olduğunda haftalarca
o mahallede hiç kimse radyo dahi dinlemezdi, taziye sahibiyle birlikte yas
tutulurdu. Beraber ağlanır, beraber gülünürdü. Acımız bir, kederimiz bir,
kaygılarımız bir, sevinçlerimiz bir yaşanırdı. Şimdi bunlar tamamen bitti
dersek haksızlık olur. Ama her geçen gün de unutulmaya doğru adım adım giden bu
güzel hasletlerimiz, bizleri böyle bir endişeye sevk ediyor. Oysaki; Efendimiz
Aleyüselatüvesselam Mirac’a yükselip geri döndüklerinde şöyle buyurdular;
‘’Cebrâil bana komşu hakkında o kadar çok tavsiyede bulundu ki; ben (Allah’u
Teâlâ) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.’’ Yaşamımızın merkezine
referans olarak Hazreti peygamberi ve İslam’ı koyduğumuz da insani ve İslami
çizgiden her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Başta şahsım olmak üzere
Hazreti Peygamberin hayatını ve Yüce kitabımız Kuran-ı kerimi Türkçe olarak
hatim edip hayatımıza tatbik etmemiz lazım.
Kıymetli gönül
dostlarım; Benim bu yazım, metrolojide teknolojik cihazlarla önceden tespit
edilen şiddetli yağış ve sel uyarısı olsun. Sosyal, ekonomik ve kültürel manada
etkisini arttıran bu lodos tsunamiye dönüşmeden kendimize gelmemiz
dileklerimle. Palandöken Gelişim Derneğinin özverileriyle ilk sayısı çıkan bu
derginin ülkemize ve şehrimize hayırlı olmasını Cenb-ı Allahtan niyaz eder, tüm
hemşerilerimizi en kalbi duygularımla selamlarım.