✍️
Eski zamanlarda ortalama her esnaf dükkanın da bir gazete, baş ucu kitabı diyeceğimiz türden bir ve ya bir kaç kitap bulunurdu. İlkokul mezunu bir esnafın bile genel kültürü ve Adab-ı muhaşereti üniversite okumuşlarla denk gelirdi… Hatta, fazlası var, eksiği yoktu..
Böyle bir esnafın veya sanatkarın yanında yetişmek beş fakülteye bedeldi…
Çünkü; sürekli okurlar, okuduklarını uygular, sevgiyi, saygıyı, hoşgörü, tevazuyu uygulamalı gösterirler di.
Belki mektepli değillerdi ama mükemmel alaylıydılar…
Yani, hayatları, tecrübeleri kitaplardan ibaret değildi. Okumasını bilenlere her biri bir kitaptı…
Gelelim çıraklara….
Bir çocuğu bir ustanın yanına verdiklerinde “Eti senin kemiği benim” denirdi. Mealen: “Al bunu adam et, bana ver” di…
Çırakta Ustaya baba gözüyle bakar, öylede saygı gösterirdi.
Askerliğinden, dükkan acıp, evlenip yuva kurancaya dek elini üzerinden çekmez di…
Askerliğini yapmış, evlenmiş barklanmış birisi ustasının icazeti olmadan dükkan bile açmazdı.
Elleri öpülesi meslek ustalarının doktrinin dışına asla çıkmazlardı.
Şimdi; İstisnalar müstesna, her ustanın elinde bir telefon, her çırak başına buyruk, ne edep var, ne adap var, ne saygı, ne de sevgi…
“Bakırı döversin edersin yatsı, etrafını kıvırırsın yaparsın tepsi” kabilinden..
Bütün bu güzel hasletler tarihin tozlu raflarında yerini aldı…
Ben, buradan beni yetiştiren ustam ve onun şahsında Ahi Ervran kültürünü yaşayan ve yaşatan tüm ustalarımıza en kalbi duygularımla selam ve hürmet ederim…